BİLGELİK YOLCUSU J. WOLFGANG V. GOETHE

Ey, dolunay!

Görseydin son bir kez çektiğim azabı,

Gece yarılarına kadar

Bu masanın başında oturduğumu,

Kitapların ve kâğıtların üstünden sonra

Hüzünlü dost, sen görünürdün bana…

Ah, gezebilsem dağların doruğunda!

Senin sevgili ışığında,

Mağaralarda ruhlarla süzülüp

Çayırlarda alacakaranlığınla örülüp

Ve sıyrılıp tüm bilgi dumanından,

Şebnemlerinde yıkanarak kavuşsam sağlığıma!

Faust

 

Tanrı’nın sahip olduğu bilgi, diğer bütün varlıkların bilgisinden farklı, sonsuz ve kusursuz bir bilgidir. İnsanoğlu kendi sınırlarında kalmak kaydıyla o bilginin sırrına mazhar olduğu oranda daha erdemli, konforlu ve mutlu bir yaşam sürecektir. Bilgelik eksiksiz doğru bilgi ve bu bilgi uyarınca davranış, yalnız Tanrı’ya yakışır; insana yakışan ise ancak bilgeliği sevmek ve ona ulaşmaya çalışmaktır.(1) Zira bilgelik en yetkin aklın bir özelliğidir. Felsefenin özü olan bilgelik yolunda olmak da biraz böyle bir şeydir. Nitekim geçmişten bugüne insanlık tarihi aynı zamanda onun bilgeliğe ulaşma serüveni değil midir? Avcı toplayıcılıktan hayvanların evcilleştirilmesine, tarımsal üretimden yerleşik düzene geçişe, yazının icadından ticarette paranın kullanımına ve günümüze kadar gerçekleşen tüm bilimsel keşiflere tüm bu atılımların temelinde onun öğrenme arzusu ve bitmek dinmek bilmeyen bilme çabası yatmaktadır. İnsanlığın Tanrı’nın sonsuz evrende kendisi için yarattığı tüm nimetleri elde etme gayreti, aynı zamanda O’nun yüce kudreti karşısında acziyetini ve teslimiyetini anlatır. İnsanlığın ilk dönemlerinden itibaren bunun bilincinde olan Peygamberlerin ve hatta birçok düşünürün, filozofun, keşişin, bilginin ve mutasavvıfın temelde amacı bilgeliği sevmek ve ona ulaşmaya çalışmaktır. Bu yazımızda felsefe, insan için her zaman tamamlanmadan kalan bilgeliğe ulaşma çabasıdır diyen Alman Filozof Immanuel Kant’ın çağdaşı ve onun etkisinde çalışmalarını şekillendiren bilgelik yolcusu Alman Yazar J. Wolfgang V. Goethe’yi anlatmaya çalıştık.

Alman ve dünya edebiyatının en büyük yazar ve düşünürlerinden biri olan Johann Wolfgang Von Goethe, 28 Ağustos 1749’ta Frankfurt’ta zengin bir aristokrat ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Leipzig ve Strasburg Üniversitelerinde hukuk okuduktan sonra avukat olarak çalışmaya başlamış, bir süre sonra Weimar’da idari görevler üstlenmiştir. Demir Elli Şövalye: Götz von Berlichingen, Genç Werther’in Acıları, Iphigenie Tauris’te ve Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları’nın nesir uyarlaması ile Faust, Ein Fragment ve Torquato Tasso erken dönem eserlerindendir. Doğa bilimleri üzerine ilk eseri Bitkilerin Metamorfozu Üzerine Bir Deneme isimli eseri çıktıktan sonra 1791’te Weimar Hükümet Tiyatrosu’nun müdürü olmuştur. Optik Üzerine Yazılar eserinden sonra Die Wahlverwandtschaften ve Pandora, Renk Teorisi, İtalya Seyahati ve 1819’da Doğu-Batı Divanı yayımlanmıştır. Otobiyografisi Dichtung und Wahrheit üzerine çalışmaya başlamış, 1825’te Faust’un son versiyonunu tamamlamıştır. 22 Mart 1832’de Weimar’da ölmüş, ölümünün ardında Faust II yayımlanmıştır.(2)

Entelektüel Birikimi

Hayatına dair detayları Yaşamımda Şiir ve Hakikat otobiyografisinde takipçilerinin dikkatine sunan Goethe; hukuk, klasik sanat, jeoloji, kimya, botanik, şiir, resim, müzik, edebiyat, teoloji, mistisizm ve simya gibi farklı disiplinlerde ya eğitimler almış ya da okumalar yaparak bu alanlarda kendini geliştirmiştir. Eğitimli ve bilinçli bir ailenin ferdi olan Goethe, on yaşından itibaren Aesop’u, Vergilius’u, Ovidius’u ve Homeros’u okumaya başlamıştır.(3) Sadece batı dünyası ve Alman halk edebiyatı eserlerini değil, doğunun eşsiz güzelliği ve esrarını barındıran Binbir Gece Masalları, Hafız-ı Şirazi’nin Divan’ı, halk hikayeciliğinde tarihi 1200’lere kadar geriye giden Nasrettin Hoca fıkraları gibi eserleri de okumuştur.

Çalışma disiplinini babasından aldığını paylaşan Goethe, hayatını yönlendirirken karar verici olan akıl ve mantığını bu disiplin sayesinde edindiğini, hayal gücünü kullanmayı ve hayat dolu olmayı da annesinden aldığını belirtmiştir. Goethe, inanç konusunun hayatında çok özel bir yer tuttuğunun altını çizmiştir. Teolog Gottfried Arnolds’un üzerinde etkisi fazla olmuş, onun vesilesiyle Tanrı’yı bilmeyi ve inancı deneyimlemenin ne kadar önemli olduğunu ve ona ibadet etmenin yollarının ne kadar çok olduğunu öğrenmiştir. Kilise öğretilerinin birçoğuna karşı gelen J. Calvin’den etkilenen Goethe, otobiyografisinde hem kişiliği hem de düşünceleri üzerinde Schiller, Herder, Kant, Frau von Stein ve Spinoza gibi isimlerin katkılarından bahsetmiştir. Somut bilgiye gözlemler neticesinde ulaşabileceğine inanan Goethe, bu düşüncesini yaşamına da aktarmış, şair düşünür kimliğinin yanında bilim insanı vasfına da sahip olmuştur.

İnsanın Bilme Serüveni

Goethe’nin yapıtlarının her biri kıymete değer eserlerdir. Ancak eserleri arasında öne çıkan bir tanesi var ki Goethe’nin dünyada bilinmesinde ve tanınmasında önemli rol oynamıştır. Bu da hiç şüphesiz üzerinde yaklaşık 60 yıl çalışmış olduğu Faust isimli eseridir. Dante Alighieri’nin “Tanrısal Komedya”sı (La Divina Commedia), Cervantes'in “Don Quijote”u, Shakespeare'in “Macbeth”i dünya yazınında nerede duruyorsa Goethe'nin “Faust”u da aynı yerdedir.(4) diyor, Yüksel Pazarkaya, Faust çevirisinde. Ona göre Faust, gelmiş geçmiş başyapıtlardan, dünya yazınının en yüce doruklarından biridir. Faust, dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak gösterilmiştir. Hala belli sır ve gizemleri kendinde barındıran dünyanın sınırsız bilgiyle yeniden keşfedilerek fethedileceğinin haberini veren Goethe’nin yaşamının sonuna dek uğraştığı Faust, geçmişte Gotthold E. Lessing, Thomas Mann ve C. Marlowe gibi onlarca yazara konu olduğu halde onun elinde adeta şahesere dönüşmüştür.

Modern dünyanın temellerinin atıldığı Rönesans ve Reform Hareketleriyle ortaya çıkan aydınlanma insanı; aklın rehberliğine, mantığa, deneysel bilgiye ve bilime inanmış, sorgulanmamış düşünce kalıplarını yadsıyan, skolastisizmi dışlayan ve onunla hesaplaşan, dünyevi olanı ve eleştirel düşünceyi önceleyen, tek doğrucu çözümlerden kaçınan bireyin bizzat kendisidir. Özgür iradesiyle insanoğlunu temsil eden Faust, dünyayı keşfetmekle kalmayıp doğayı yeniden yaratarak kendi sınırlarını aşmayı ister ve sınırsız güçle sonsuzluğa ulaşmayı arzular. Bunun için doğaüstü güçlerin yardımına başvurur.  Yardımın adresi ise Goethe’nin evrenin merkezine koyduğu bireyin tek rakibi, ilk insan Hz. Adem’i (as) baştan çıkaran iblisin bizzat kendisi yani Mephistopheles’tir. Eserin Prolog bölümünde Tanrı, Mefisto’yu Faust’a musallat eder. Buradaki amaç insanın psikolojik ve ahlaki açıdan gelişmesini sağlamaktır.(5) İblis, insanın zayıflıklarını kullanmaya çalışır, bunda kısmen de başarılı olur. Örneğin iki insanın birbirine duyduğu sevgi, iç huzur ve mutluluk kaynağı olmaktan çok Faust’ta huzursuzluk ve mutsuzluk kaynağına dönüşür. Tüm bu insani deneyimlere rağmen Faust, tıpkı Goethe gibi nihai amacı olan mutlak bilgiyi ve hakikati aramaktan hiçbir zaman vazgeçmemiştir.

İslâm’a Olan İlgisi

Goethe, dönemi itibarıyla Osmanlı’nın Almanya ve Avrupalı diğer ülkelerle olan münasebetlerine, askeri-sivil ilişkilerine dair kimi bilgilere sahiptir. Araştırmacı kişiliği zaten buna pek müsaittir. Osmanlı’yı tanıyan Goethe’nin Osmanlı devlet adamlarını takip ettiği söylenmektedir. Osmanlı’nın temsil ettiği İslâm düşüncesine yabancı değildir. İslâm’a karşı duyduğu ilgi, 1770’te yirmi bir yaşındayken tanıştığı ünlü yazar ve filozof J. G. Herder’in etkisiyle gelişmiştir.(6) Öyle ki edindiği bilgi birikimini bazı eserlerine yoğun bir şekilde yansıtmıştır. Nitekim 25 yaşında kaleme aldığı Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (sav) öven Mahomets Gesang (Muhammed Kasidesi) isimli şiiri ve 65 yaşından sonra İranlı Şair Hâfız-ı Şirazi’nin Divan’ından esinlenerek yazdığı Doğu-Batı Divanı adlı eseri buna delil olarak gösterilmektedir. Goethe’nin divanında İranlı şaire atfettiği “Hafızname”de şu satırları okuruz: “Tamamıyla sana benziyorum ben Hafız. Mukaddes kitaplarımızı, onların o mükemmel hayallerini, ben de senin Kur’an’ı aldığın gibi içime aldım. Örtülerin örtüsü üzerine basılmış İsa'nın sureti gibi, ben de onu bağrıma bastım. Reddetme, engel olmak, kapmak istedikleri halde inancın bu hayaliyle huzur buldum, ben.(7) İslâm diniyle ilgili olumlu sözleri yüzünden Müslüman olduğuna dair tartışmalar dahi çıkmıştır. İslâm’ı benimseyip benimsemediği kendisine sorulduğunda bu soruları cevapsız bıraktığı anlatılmaktadır.

Goethe’nin İslâm’a ve doğu medeniyetine olan ilgisini ele alan sayılı kaynaklardan biri olarak görülen Katharina Mommsen’e ait Goethe ve İslam(8) adlı eseri çeviren Senail Özkan, bu ilgiyi şu şekilde tarif etmiştir: “Avrupa’daki kısır siyasi çekişmelerden bıkan kudretli şair, artık Doğu’ya, şiirin, hikmetin, mistisizmin vatanına hicret etme zamanının geldiğini anlamıştır. Burada hemen şuna işaret edelim ki onun Doğu’ya hicreti, bir iltica, şahsiyet zaafından kaynaklanan bir kaçış değildir. Bir şahsiyet abidesi olan ve şahsiyeti insanoğlunun en büyük saadeti addeden Goethe, hicretle bir kimlik değiştirmiyor, bilakis kültür, düşünce ve sanat dünyasına yeni açılımlar, derinlikler ve zenginlikler kazandırıyordu. Gerçi şair, bir yerde Avrupa’daki bağnazlıklardan, siyasi gelişmelerden şikayetle ‘Batı’da olup bitenler pek can sıkıcıydı; gelişmeler bir bunalıma işaret ediyordu; o yüzden Doğu’ya sığındım ve bir müddet Batı’dan ve Kuzey’den uzakta mutlu bir ayrılık yaşadım.’ demektedir. Ancak bu, Avrupa fikrinin savunucusu olan evrensel şairin, kendi gök kubbesini tümden terk ettiği şeklinde yorumlanamaz. Tam aksine o, poetik bir maskeyle Doğu’nun yıldızlı semaları altında dolanmış, yıkanmış ve arınmıştır.”

 

Muhammed Kasidesi(9)

Sevinç sevinç berrak

Ve yıldız yıldız parlak

Bir dağ pınarı,

Üstünde beyaz bulutların

Ve kuytusunda bir yeşil yamacın

Aziz ruhlar sallamış, beşiğini

Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlara

Raks eder gibi iner, mermer kayalara

Haykırır, sevincini semalara…

 

Dağ geçitlerinde

Önüne katar renk renk çakılları

Ve bağrına basar kardeş pınarları,

Çiçeklenir ayak bastığı yerler

Ve nefesiyle yeşerir çimenler

Yoldaşı olur, şimdi ırmaklar

Ovaları doldurur, gümüş ışıklar

Bir ses yükselir pınarlardan:

“Kardeş,

Ayırma bizi koynundan

Kollarını açmış bekliyor, Yaratan.

Yoksa bizi çölün kumları yutacak

Güneş kanımızı kurutacak…

Kardeş,

Dağın ırmaklarını

Ovanın ırmaklarını

Hepimizi alıp koynuna

Eriştir, bizi yüce Tanrı’na

Ezelî deryanın yanına.”

 

“Peki!” der, dağ pınarı.

Kendinde toplar, bütün pınarları

Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları

Ülkeler açılır uğradığı yerlerde,

Yeni şehirler doğar enginlerde…

Kulelerin alev zirvelerini

Ve haşmetli mermer saraylarını

Bırakıp arkasında

Yürür, mukadder yolunda

Dalgalanır, başının üstünde binlerce bayrak

Evlatlarını Tanrı’sına ulaştırarak

Karışır ilahî ummana coşarak…

Johann Wolfgang Von Goethe

 

Kaynakça

(1) YARAN, Cafer Sadık. Felsefe, Bilgelik Sevgisi Epistemolojisi ve Bilge İnsan, Tabula Rasa Dergisi, Sayı 2, 2001, s.58.

(2) Bu bölüm The Cambridge Companion to Goethe (Ed. Lesley SHARP) isimli kitaptan yararlanılarak oluşturulan Goethe Kronolojisi’nden derlenmiştir.

(3) AÇIKGÖZ, Sedef. Johann Wolfgang Von Goethe’nin “Gönül Yakınlıkları” Eseri ile Mehmet Rauf’un “Eylül” Eserinin Evlilik Sorunsalı Ekseninde Karşılaştırmalı İncelenmesi, 2019, s.126.

(4) PAZARKAYA, Yüksel. FAUST, Cumhuriyet Dünya Klasikleri Dizisi, 1999.

(5) ALPEREN, Altan. Goethe, Faust ve İslamiyet, Eskiyeni Dergisi, Sayı 14, 2009, s.105-112.

(6) KAHRAMAN, Alim. Goethe’nin “Mahomets Gesang” Şiiri: Türkçe Çevirileri Üzerine,  İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat ve Tarih İncelemeleri, 2000, s.105-117.

(7) ÖZGÜ, Melahat. Goethe ve Hafız, Ankara Üni., İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 4, 1952, s.94.

(8) MOMMSEN, Katharina. Goethe ve İslâm, Ötüken Neşriyat, 2012.

(9) SAATCI, Edibe Nuray. Goethe’nin Eserlerinde İslâm ve İslâm Tasavvufu, Yüksek Lisans Tezi, Şiiri Çeviren: Sadi Irmak, 2019, s.145.

 

 

İzleme 239

Gönderiye yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir! Giriş Yap