KARA İNCİ: KAHVENİN ÖYKÜSÜ

Kahve, batı kültüründe olduğu gibi bizim kültürümüzde de önemli bir yer tutar. Öyle ki atasözleri ve deyimlerimizde kahve terimine rastlamak mümkün. Kalıcı dostluklar için “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.”, her an dost meclislerinde ikramlık kahvenin hazır olduğu “Köylünün kahve cezvesi karaca; ama sürece...”, dostlukları pekiştiren hoş sohbetler için “Gönül ne kahve ister ne de kahvehane; gönül sohbet ister, kahve bahane.” gibi özdeyişlerimiz, kahvenin kültürümüzde ne denli yer tuttuğunu göstermesi bakımından örnek teşkil etmektedir.

Mis gibi kokusuyla sohbetlerimize eşlik eden kahvenin toplumsal yaşantımızda, gelenek ve göreneklerimizde farklı işlevleri de bulunuyor. Örneğin günün yorgunluğunu kahve içerek atmaya çalışırız. Günümüzde artık iş yerinde kahvaltılarımızın vazgeçilmez parçası haline gelmiş durumda. Gençlerin evliliklerinin ilk adımı olan kız isteme törenlerine de yine kahve ikramıyla başlarız. Bayram ziyaretlerimizde finali kahveyle yaparız. Kahvehanelerimiz ise kahve kültürümüzden adını almış. Zira 16. yüzyıldan beri kahvehane(1), erkeklerin toplandığı, kahve gibi içeceklerin tüketildiği, sohbetlerin edildiği, kitapların okunduğu ve çeşitli masa oyunlarının oynandığı yerlerin başında gelir.

Asya ve Afrika’nın önemli bir kültür taşıyıcısı konumunda olan ülkemiz, zaman içerisinde kahveyi Balkanlar’a oradan seferlerle Avrupa’ya kadar ulaştırmış. Özellikle Osmanlı mutfağıyla kendi sofra kültürüne çok şey katmış olan Avrupa için kahve bulunmaz bir nimet olarak görülmüş, Avrupalıların vazgeçemediği bir lezzet haline gelmiştir. Nitekim sömürge döneminde Etiyopya ve Kenya başta olmak üzere bölge ülkelerindeki kahve bahçeleri batılıların gözetimi altında işletilmiş. Yine süreç içerisinde mevsim koşulları uygun olan Güney Amerika’nın belli bölgelerinde bu ürün üretilmeye başlanmış, günümüze kadar dünya pazarında önemli bir yer edinmiştir. Yani aslında Avrupa ve Amerika, kahvesini biz Türklere borçludur.

Kahvenin Kökeni

Ağacı daima yeşil kalan, koyu yeşil yapraklara, beyaz hoş kokulu çiçeklere ve kirazı andıran parlak kırmızı meyvelere sahip olan kahve, Coffea bitki ailesindendir. Çekirdekleri kavrulup öğütülen kafein içerikli kahve mevyesi, çoğunlukla sıcak içilen bir ürün olarak tüketilir. Kahvenin tanınması ve bilinmesi 9. yüzyıla kadar uzanır. Kahve bir Güney Amerika bitkisi olarak bilinir. Oysa kahve ilk olarak Habeşistan’da -günümüzde Etiyopya- tanınmıştır. Hatta adını da bu ülkenin güneybatısında bulunan Kaffa şehrinden aldığı rivayet edilmektedir. Keçi çobanları, sürülerinin çalılardaki beyaz çiçekli, kırmızı meyveleri yemelerini ardından daha hareketli, diğer hayvanların ise bitkin olduklarını, böylelikle kahve çekirdeklerini yiyenlerin diğerlerine nazaran yorulmadıklarını fark eder. Bu durumu kilise rahiplerine şikayet ederler. Khaldi adındaki çoban bu meyveyi yemeyi dener, onun verdiği his ve keyif oldukça hoşuna gider. Bundan duyduğu mutluluğu diğerlerine de haber verir ve kahve bugünlere kadar gelir.(2) Bugün artık kahve; kavrulma derecesi, pişirme biçimleri ve kullanım alanlarına göre farklılıklar arz etmektedir. Yetiştiği alanların genişliğine bakıldığında birçok kahve çekirdeği çeşidi olduğunu düşünülebilir; ancak 3. nesil kahvecilerde karşımıza çıkan bu çeşit çeşit kahvelerin temeli 2 ana çekirdeğe dayanıyor. Bunlar Arabica ve Robusta’dır.

Osmanlı’ya Gelişi

Osmanlı İmparatorluğunun kahveyle tanışması 15. yüzyıla kadar uzanır. O dönemde köle ticaretiyle Arabistan’a getirildiği düşünülen kahvenin kavrularak içilmesi ise bu yüzyılın ortalarını bulmaktadır. Bu tarihlerde kahve bitkisi ilk kez Arabistan’ın güneyinde yani bugünkü Yemen’de yetiştirilmeye başlanır. Buradan Arap Yarımadasına ve Mısır’a yayılır. Böylece o bölgede yaşayan halklarda kahve içme alışkanlığı oluşmuştur. Tarihçi Solakzade’ye göre de kahve, Yavuz Sultan Selim Döneminde gerçekleşen Mısır Seferi sırasında 1519’da İstanbul’a gelmiş.(3)

Zamanla kahve hem saray mutfağı hem de halkın sofrasında yerini almış, İstanbul'un en nadide yerlerinde, manzarası en güzel yerlerde kahvehaneler açılmış. 17. yüzyıla gelindiğinde İstanbul’da kahve deposu sayısının 300’ü bulduğu(4) söylenir. İnsan sağlığına zarar verdiği gerekçesiyle yasaklandığı dönemlerde dahi kahve her daim Osmanlı toplumunun milli içeceği olarak tüketilmeye devam etmiştir. Türkler tarafından bulunan hazırlama metoduyla da kahve, cezvelerde pişirilerek Türk kahvesi adını almıştır. Dünyaya adını duyuran bu içecek, bir kültür haline gelmiş ve kendi tarihini yaratarak bugün de popüler alışkanlıkların klasikleri arasında yer almayı başarmıştır.(5)

Avrupa’ya Yayılışı

Avrupa’nın kahveyle tanışması Avrupalı gezgin ve yazarlar eliyle olmuş. Ancak gerçek anlamda tüketilebilecek miktarda kahveyle tanışması ilk defa 17. yüzyılda Osmanlı’yla ticari ilişkileri oldukça yoğun olan Venedikli tüccarlar aracılığıyla olmuştur. İlk kahve satış yeri 1645’te Venedik’te açılmıştır. Sırasıyla 1652’de İngiltere’de, 1669’da Türk elçisiyle Paris’te, 1721’de Berlin’de ilk kahvehaneler halka hizmet sunmaya başlamıştır. Kahve asıl ününü 1683 Viyana Kuşatmasından sonra elde etmiştir. Osmanlı orduları Viyana kapılarından çekilirken geride bol miktarda kahve bırakmıştır. Osmanlı-Viyana arasında tercümanlık yapan Georg F. Kolschitzky(6) hizmetleri karşılığında aldığı 500 çuval kahveyle Viyana’da ilk kahvehaneyi açmıştır. Daha sonra 1727-1790 tarihlerinde batılılar eliyle Brezilya, Jamaika, Küba, Porto Riko, Kosta Rika, Venezuela ve Meksika’da kahve üretimine başlanmıştır.

Günümüzde Kahve

Kahve, tarihte ve günümüzde politik, ekonomik ve kültürel hayatta daima yaşamsal role sahip olmuştur.(7) Dünyanın her yerinde tüketilen ve petrolden sonra ikinci büyük ticaret ürünü olarak görülen kahve, bu nedenle olsa gerek “Kara İnci” olarak da anılmaktadır.(8) Kahve, yüzyıllarca ülkelerin kaderini belirlemede, dünyada sosyal ve kültürel yaşamın belirlenmesinde etkili oldu. Kahve bilinmezlikten tutkuya, Afrika’dan dünyanın her yerine uzanan bir serüvenin adı oldu. Bu serüvende zengin-fakir herkesin evine girdi, edebiyatçıların eserlerine konu oldu, ressamların tablosunda temsil edildi, müzisyenlerin notalarına işlendi.

Bugün artık dünyada yeni bir kahve kültürü oluşmuş durumda. Son yıllarda gelişen kahve endüstrisinin ürettiği kafeinsiz kahveler, instant kahveler ve çeşitli aromalarla yoğrulmuş kahveler, kahve tüketiminin artmasını sağlamış, kahvenin devasa bir ekonomiye dönüşmesini sağlamıştır. Uluslararası Kahve Örgütü’nün Ocak 2020 yılı raporuna göre 2015 yılında altı temel kahve çekirdeğinin üretimi tüm dünya genelinde yaklaşık 155 milyon çuvalken (bir çuval 60kg) 2019 yılı sonunda yaklaşık 168 milyon çuval olmuştur. Bu rakamın dahi talebi karşılamada yetersiz kaldığı aynı raporda belirtilmiş. Uluslararası şirketler neredeyse her gün yeni bir ürün piyasaya sürerek albenisini ve pazar payını artırmaya çalışırken ülkemizde kahvehaneler de yerini coffee shop kültürüne bırakmaya başlamıştır.

Türkiye pazarına ilk giren kahve zinciri GloriaJean’s olmuştur. Bu markayı sırasıyla ABD’nin küresel markası Starbucks, Finlandiya markası Robert’s ve yine ABD markası Barnie’s takip etmiştir. Aynı dönemlerde açılan yerli marka Kahve Dünyası ve CafeCrown da sektörün büyümesine katkı sağlayan öncü markalar olmuştur. Türk kahvesinde ise uluslararası üne sahip olan ilk markamız Kurukahveci Mehmet Efendi’dir. Bugün artık Türk kahvesini dünyada temsil eden 50’nin üzerinde üzerinde markamız bulunuyor. Kahve, Anadolu topraklarında öyle benimsenmiştir ki pişirme teknikleri açısından olsun diğer gelenek ve göreneklerle birleşimi açısından olsun kuşaktan kuşağa aktarılarak Türk kültürü ve geleneğinin zenginliğini içinde barındıran Türk kahvesi kültürü ve geleneği oluşmuştur. Nitekim Türk kahvesi, UNESCO tarafından 2013 yılında Somut Olmayan Kültürel Miraslar Listesinde yerini almıştır.

 

Kaynakça

1)İlk kahvehane 1554 yılında İstanbul Tahtakale’de açılmış.

2)N. Yılmaz Meryem, Türk Kahvesi Kitabı, “Kahvenin Avrupa Kültürüne Etkisi”,  2011, s.590.

3)Burçak Evren, Eski İstanbul’da Kahvehaneler, 1996, s.7.

4)Ürer Harun, Sanat Tarihi Dergisi, Osmanlı’da Kahve/Kahvehane Kültürü ve Salihli’den Bir Kahvehane Örneği “Himaye-i Etfal”, 2010, Sayı XIX/2, s.1-26

5)Şahbaz Selin, Geçmişten Günümüze Kahvehaneler, Kahvehanelerin Sosyal Yaşamdaki Yeri ve Önemi: Aydın Merkez Örneği, 2007, s.1.

6)“Heise Ulla: Kahve Kahvehane 1996 ve YKB Sergi Katalogu: Tanede Saklı Keyif”ten derlenmiş Kahvenin Öyküsü Makalesi, Gıda Mühendisliği Dergisi, Sayı 11, s.35.

7)Alyakut Ömür, Kahve Markalarının Bütünleşik Pazarlama İletişimi Bağlamında Sosyal Medya Kullanımları, Afyon Kocatepe Ü. Sosyal B. Dergisi, Cilt: 19, Sayı 2, 2017, s.209-234.

8)Toros Taha, Kahvenin Öyküsü, İstanbul, 1998, s.25.

 

İzleme 128

Gönderiye yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir! Giriş Yap